Son Dakika Haberler

Katliamın İçine Doğmak, 18 Afgan Bebek Belirsiz Bir Kaderle Karşı Karşya.

Katliamın İçine Doğmak, 18 Afgan Bebek Belirsiz Bir Kaderle Karşı Karşya.
Okunma : 103 views Yorum Yap

Katliamın İçine Doğmak, 18 Afgan Bebek Belirsiz Bir Kaderle Karşı Karşya.

Silahlı kişiler doğum servisine saldırdıktan ve yeni doğum yapmış anneleri rastgele katledikten bir gün sonra, yetkililer çocukların aileleri ile yeniden bağlantı kurmak için çabaladı.

Bir gün sonra: Kabul şehrindeki doğum kliğine saldırı sırasında kurtarılmış yeni doğan bebekler.

KABUL, Afganistan — Katliam sona erdiğinde, ölü bedenler kefenlendi  ve silahlar kaldırıldı, trajedinin ne kadar büyük olduğunu gösteren, geriye kalan 18 kana bulanmış, bir çoğu annesiz kalmış daha hastaneden bile ayrılmadan savaşa kayıp vermiş  yeni doğanlar.

Artık ölümlere yas tutamayacak kadar, şiddet ve savaş batağında olan bir ülke için bile Salı günü Kabul şehrinde doğum kliniğe yapılan saldırı akıl ermez bir zulümdü.

Afganistan savaş mağdurlarının ölüm ritüellerine ustalaşmış durumda. Maktulleri gömmek için uygulanan prosedürleri, hatta öyle ki öldürmeye ve ölmeye gelmiş canlı bombalardan kalanları yok etmek adına iyi çalışılmış rutinleri var.

Fakat bu kadar çok sayıda, hepsi birbirine benzeyen minik bedenleriyle ve  henüz oturmamış simalarıyla, bir çoğu hayatlarında görmeleri gereken ilk insanı kaybetmiş, havaya uçmuş bir hastaneden diğerine nakil edilmiş, bebeklerle ne yapacaksın?

Saldırının ardından başka hastaneye nakledilmiş bebekler.

En büyüğü  beş gün önce doğmuş, en küçüğü ise saldırıdan sonra güvenli bir odaya götürülmüş bu iki minik şanslı olanlar, anneleri hayatta. Diğerlerinin bir çoğu bu zalim dünyada 24 saati ancak tamamlayabildi, anneleri yanlarında katledildi.

 

Şubat ayında imzalan Taliban, ABD barış anlaşmasının dökülen kanları azaltması ve annelerini kaybeden bebekler gibi talihsiz yavrulara 40 yılı aşkın süredir devam eden savaşın sonunun gelebileceğine dair umut vermesi  gerekiyordu. Fakat, anlaşma bir mahkum değişimi uğruna yavaşlamış durumda ve isyancılar ülke çapında saldırıları hızlandırmış, gün geçtikçe onlarca kişiyi öldürmekte.

Hastaneye yapılan saldırıları henüz kimse üstlenmedi.

Saldırı, daha önce, kliniğe ev sahipliği yapan Şii mahallesindeki  “soft” (Silahsız siviller) sivillerin peşinden gitmiş olan İslam Devleti nitelikleri taşıyor.

Yeni doğanların aktarıldığı Atatürk Hastenesi’nin dışında hemşireler.

Doğum kliniğinde bebekleri tanımlamak ve aileleri ile yeniden bir araya getirmek adına verilen  yürek burkan çaba, saldırının hemen ardından, özel kuvvetler sahneyi bile terk etmeden önce başladı.

Kana bulanmış halde olan toplum büyüğü elinde annelerin isimlerinin bulunduğu bir liste ile hastanenin dışında belirince onlarca erkek etrafına toplandı. Bebekler henüz isimlendirilmemişti bile.

Afganistan, muhafazakar, erkek egemen bir toplum, Erkekler umumi bir alanda eşlerinin basitçe isimlerinin geçmesinden bile rahatsız olurlar. Bir kadının, erkeğin yokluğunda çocuğu için karar alması oldukça nadir ve zor bir şeydir. Fakat şuan, ilk kez,  hastanenin dışındaki o kalabalığın içinde erkekler, annelerinin adları ile isimlendirilmiş bebeklerinin isimlerini dikkatlice dinlediler.

“Bebek Suraya!” Toplum büyüğü bağırdı. “Bebek Suraya—sağlıklı durumda, bizzat kendim ambulansa geçirilmesine yardım ettim.”

“Bebek Gul Makai—Atatürk Hastanesine nakledildi.” Diye bağırdı.

Ertesi sabah 18 bebeğin nakledildiği Atatürk Hastenesinde, doğum servisinde iki bebekte kuvözlerinde yanyana yatıyorlardı. Fakat Suraya Ibrahimi ölmüş, çoktan gömülmüştü. Gul Makai topallayan ayağıyla bebeğinin yanında duruyordu.

Bu Suraya Ibrahimi’nin beşinci cocuğuydu. Bebeğin yatağına doğru ilerleyen bir akrabası 31 yaşındaki kadının bir kaç yıldır ordu subayı olduğunu söyledi. Ordu kimlliği Suraya’nın Savunma Bakanlığı karargahında çavuş olduğunu gösteriyordu.

Saldırı sırasında ölen Suraya Ibrahimi’nin bir yakını, saldırıdan kurtarılmış yeni doğanların bakımında yardımcı oldu.

Gul Makai ise 35 yaşıında, bir taksi şoförü ile evli bir ev hanımı. Yedinci bebegi nefes darlığı yaşamaktaydı bu yüzden hastanede beş gün daha kalmaları gerekti.

Saldırı başladığında, kendisinin ve odada buluna diğer iki annenin bir ikilemle yüzleştiğini söyledi. Acaba kaçmayı deneyip bebeklerini geride mi bıraksalardı yoksa kalsalar mıydı?

Kadınlar kendi başlarınaydılar, yanlarında hiç aile üyesi yoktu. Orada çalışan bir ebe, Zahra Jafari Covid-19 virüsünün yayılması ile hastanenin kocalarının bile eşlerine eşlik etmesine izin vermediklerini söyledi.

“Diğer ikisi kaldı ve büyük ihtimalle öldüler”, onlari daha sonra görmediğini söyledi. Gul Makai bebeğini bırakıp koridora koştu, arka kapıların birinden dışarı çıktı.

Sokağa çıkınca ne yapacağını bilemedi.  Telefonu yoktu ve ezbere telefon numarası bilmiyordu.  Saldırı başladığında kocası Azizullah, dışarıda hastanenin karşı ucundaki bir kapıda elinde karısı için getirdiği yedek kıyafetler ile duruyordu. Birbirlerinden haberleri yoktu.

Gul Makai bir motorsikleti durdurdu, adama neler olduğunu anlattı ve onu eve götürmesi için yalvardı. Evden Azizullah’ı aradı ve iyi olduğunu haver verdi.

Fakat bebeği.

Azizullah hastenin dışında onlarca baba ve ağabey ile  ordunun operasyonun bitmesini ve haber almayı bekledi.

Gul Makai ve bebeği.

Bir kaç saat boyunca Gül Makai bebeğinden haber alamadı.  Ve bütün o saatler boyu “Ağıt yakıp durdum” dedi.

Toplum büyüğü saldırılan hastanenin dışında listeyi okurken “Gul Makai’nin çocuğu Atatürk Hastanesine nakledilmiştir.” diye duyurduğunda, Azizullah bebeğin kimliğini tanımlamak için koşarak karısını çağırdı.

Pembe kolları ve gögüs kısmında sarı karikaturler bulunan minik tişortün içinde, orada duruyordu “Gul Makai’nin bebegi”

Çarşamba sabahı servisin dışında, hastane bahçesinde, dürüst bakışlar ve maskesinin altından görünen kısa sakalıyla ufak bir adam, Azizullah, diğer babalar, büyükbabalar, teyzeler ve amcalarla yürüyor. Hepsi bebeklerini alabilmek için gereken evrakları getirmişler. Annenin ya da babanın kimliği, yerel toplum büyüğünün imzası.

Fakat doktorlar ve Sağlık Bakanlığından görevliler toplantıda.

Saatler geçiyor, bir saat, iki saat sonra üç saat, yağmur çiselemeye başlıyor.

Aile üyeleri dışarıda, bazıları ölen anneleri gömmekten geliyor, yorgun, hüzünlü. Doktorlar aynı şeyi tekrarlayıp duruyor, saldırı gerçekleşen hastanenin yıkıntıları arasından, yanlış yapmamak adına, bebeklerin dosyalarını beklediklerini söylüyorlar.

Bebeğini teslim almak için beklerken, Azizullah, ortada.

Aileleri çıldırtan tek şey kapı kapı dolanmak, toplantıların bitmesini beklemek değildi. Inanılmaz bir kalabalık vardı, oraya yeni varan kadınlar ve adamlar.

Bunların arasında, bir gece önce bebekleri emzirmeye  gelmiş olan biri doktor ve bir geliştirme organizasyonunun çalışanı olan iki kadın vardı; bir tanesi geç saatlere kadar orada kaldı. Diğerleri de gelip yardım teklif etmeye devam ettiler.

Fakat başka bir gündem ile orada olan onlarca ve onlarca kadında vardı: evlatlık edinme. Tuhaf, distopik bir sahne gibiydi, etrafta dolanıp insanlara bebeklerini verip vermeyeceklerini sorup duruyorlardı.

Ghulam Sakhi, kızını bir gece önce gömmüş, torununu teslim alabilmek adına oradaydı, ve etrafta dolanıp evlatlık bebek soran kadınlar o kadar kez aynı soruyu sormuştu ki ona, öfkelendi ve bağırmaya başladı.

Sağdan ikinci Ghulam Sakhi, Hastane çalışanından bebeklerini almak için neden bu kadar beklemeleri gerektiğini dinliyor.

“Biraz Allah korkunuz, utanmanız olsun be!” dedi. “İnsan gibi davranın! Bu çocukların aileleri Türkiye’nin, Yunanistan’ın sularında boğuldu da bu çocuklar kimsesiz kalmadı ya. Yada aileleri kıyıma kurban gitti de mi siz bu insanlardan çocuklarını almaya çalısıyorsunuz.”

Sonunda, öğleden sonra bir çok duygu seli ve neredeyse çıkacak olan yumruklaşmalardan sonra hastane bebekleri tek tek taburcu etmeye başladı. Günün sonunda 11 bebeğin kimliği tanımlandı ve ailelerine teslim edildi. Diğerleri başka bir gün yapılacaktı.

Bazıları için, süreç nihayet başladığında nispeten kolaydı. Azizullah Toyota Coralla’sını getirdi, Gul Makai topallayarak arka koltuğa oturdu. Genç kadın bir yakınları bebeği taşıyordu.

Azizullah yutkundu.

“Sadece benim karım değil.” Dedi, karısını ‘bir kahraman’ olarak tanımlarken gözleri yaşlarla doldu.

Azizullah ve Gul Makai yeni doğan bebekleriyle Atatürk Hastenesinden ayrılırken

Diğerleri derin bir acıyla terk etti hastaneyi.

20’lerinde genç bir kadın, servisin dışında ağlıyordu. Kız kardeşinin bebeğini teslim alabilmek için orada olduğunu söyledi. Kardeşi ölmüştü, kocasıda Gazne civarlarında, savaşta ön cephede orduya hizmet ediyordu.

Ne kadar yalvardıysa da olmadı, doktorlar istediği şeyin mümkün olmadığını söyledi. Bir hastane memuru doğum servisinin kapısını kilitledi.“Git ve bir erkekle gel.” Dedi.

Kaynak: New York Times